“BİZ HABABAM SINIFIYIZ HA BA BAM!”

Faşist rejimler altında doğmuş bir sanat akımı var: Ekspresyonizm. Sembolleri kullanıyorlar. Sanatçılar duygularının dışavurumunu dolaylı anlatıyorlar. Abartılı kostüm, abartılı ışık, abartılı makyaj, abartılı oyunculukla gerçekdışı bir dünya kurup böylece sansürden yırtmaya çalışıyorlar.

 

Hem de otosansür yapmamış oluyorlar, “biz diyeceğimizi dedik, sözümüzü esirgemedik. Dolaylı yolu yeğledik, kafayı çalıştırın da anlayın” diyorlar.

 

Sovyet yönetmen Tarkovsky de aynı nedenlerle gerçek dışı bir dünya kurguluyor. Onun her filminde kurguladığı dünyayı soyut, şiirsel diye tanımlıyor eleştirmenler. Rüyalar, zamanda gidip gelmeler, tanımlanamayan soyutlanmış bir dünyada geçen olaylar. Mistisizme inanan bu adam baskıya daha fazla dayanamayıp sosyalist rejimden Batı’ya iltica ediyor. 1920’lerde yükselen faşizmle yaşamak zorunda kalan Avrupalı sanatçılar da, sosyalist Doğu blokunun sanatçıları da, sembolizme ve soyutlamaya sığınarak söyleyeceklerini söylüyorlar. Şu önemlidir ki hiç biri hapise atılmıyor, işkence görmüyor.

 

Dramaturji bir mikro kozmos yaratılması ile başlar. Ya da şöyle diyeyim: Hikaye anlatma için öncelikle sınırlandırılmış bir evren gerekir. Bir mekan, bir zaman yaratmalıdır kurgulayan. Bu bir konak olur bazen, bazen bir apartman bazen bir mahalle. Bazen bir taksi durağı, bazen bir hastane. Bazen bir gemi. Bazen bir adada geçer olaylar… Sanatçının anlatmak istediği evrende onun anlatmak istediği her şeyin izdüşümünü bulursunuz.

 

George Orwell bir çiftlik kullanmıştır söz gelimi. Domuzlar ezen ve sömürenleri temsil etmiştir bu kült romanda. Eşek ise körü körüne itaat eden ezileni.

 

Hababam Sınıfı’na bakalım şimdi. Okul, Türkiye’nin ta kendisidir. Ya da kapitalist dünyanın. Anlayarak değil de ezberleye ezberleye sınıf geçmeye çalışan da bizim inekten başkası değildir! Zengin öğrenci vardır, yokluktan gelen de. Kurnaz ve oyunbaz öğrenciler bizizdir, birleşmesi gerektiğinde birleşiveren aklı hinliğe mükemmel çalışan dikiş tutturamamış insanlar!

 

Fenomen ayna, görüngü demek Grekçe/Latincede. Toplumun aynası olan kişi ve olaylara fenomen derler bu yüzden. Hababam Sınıfı da böyle bir eserdir. Toplumun aynası olmayı, toplumdan bir kesit sunmayı başarmıştır.

 

Öğrencilerden bahsediyor diye sadece öğrenim sistemini taşlıyor sanılmasın Hababam Sınıfı. Düşünmelisiniz, tartışırken birbirinize sormalısınız, burada okul neyi temsil ediyor, hoca tiplemelerinin her biri nitelikleriyle değerlendirilince kimlerin karşılığı, okulun sahibi aslında kimdir?..

 

“Hababam Sınıfı eğitim sistemini yansıtıyor” demek kadar kısır, yetersiz, sığ bir açıklama olamaz yani.

 

O zaman hep birlikte Hababam Marşı’nı söyleyelim.

 

Biz Hababam sınıfıyız, Ha ba bam!

Sevgi nedir hiç bilmeyiz Ha ba bam!

 

Entike kuşe ule rule

Haydi hoppa muşule

Ava lüpe karo, ava lüpe karo

Haydi haykanoş

Entike kuşe moş!

Hooooopppp!

 

Anlamayan hınımını hınt olsun mu?

 

Ol suuuunnn!

 

Biz Hababam sınıfıyız Hababam!

  • 09 Aralık 2019 tarihli Bartın Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir