KAPAN

Ortadoğu’nun mutluları Vehhabi Arap ülkeleri. Geri kalanın gülmedi bir türlü yüzleri. Şii, Alevi ya da laiksen Ortadoğu’nun mutsuzusun kardeşim.

 

Sünni demek sünnetlere yani Hz.Muhammed’in yapıp ettiklerine uyan demek. Dört mezhepten olur Sünniler; Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbelidir. Mezhep adları kurucusu olan İmamlardan gelir. Mezhepler hayat şartlarına göre uyulan yollardır. Bölgenin gerçeklerini göz önüne alan din alimlerinin içtihat etmesiyle olur. Hepsi de sünnete uygun uygulamalardır. Türkiye’nin batısı Hanefi mezhebindendir genellikle. Doğusunda Şafilere rastlarız… gibi.

 

Esastaki değil usûldeki farklılıklardan doğar mezhepler. Örneğin, kan Şafinin abdestini bozmaz. Hanefi için yaralanma halinde abdest bozulur. Savaşçı toplumlarda bu uygulama kolaylıktır. Hz. Muhammed’in hayatında hepsinin uygulamasına rastlandığı için dört mezhep de haktır.

 

Bir genç kız Hanefi’ye göre ailenin izni olmadan evlenemez. Nikahı geçersiz olur. Hanımların Hanefi’ye göre seyahat kaideleri de biraz daha sıkıdır.

 

Kuzey Afrika’da Malikilik var. Hicaz bölgesinde Hanbeliler var…gibi.

 

Bir de bunların hepsinin dışında Vehhabilik var ki bu yaklaşık iki yüzyıllık yeni bir mezheptir. Sünni Hanefi olan Osmanlı hâkimiyetini refüze et-tir-mek için “dış güçlerin” tasarımlayıp bölgeye ajite ettiği bir mezheptir.

 

Bu mezhebe göre sünnetlerin bir önemi yoktur. Peygamber bir insandır, esas olan ilahi sözlerdir. Evliyalara falan inanmazlar. Peygamberin doğduğu eve, medfun olduğu türbeye bizim gibi kıymet vermez, fazladan hürmet göstermez, göstereni “haram” diyerek engeller, hatta yıkmaya kalkışırlar.

 

İngiliz desteği ile hasıl olan bu mezhebin etkisinde olan bölgelere mutlu Ortadoğu diyebiliriz.

 

Biz Sünni kisvesi altında Vehhabiye uyan bir politika takip ediyoruz diye düşünüyorum.

 

Politikamızın ve bizi yönetenlerin ne yaptığını nereye doğru seyrettiğini anlamak için  mezhepleri bilmelisiniz. Kendi mezhebinizi de bilmelisiniz.

 

Aslında Atatürk içtihat etmişti. Dört mezhep nasıl Hz. Muhammed’den sonra dört insan tarafından tesis edildiyse, Suudi nasıl huyunu suyunu bir insana bakarak 1800’lerde değiştirebildiyse bizim de geçirdiğimiz dinsel evrimi anlamamız gerekir.

 

Atatürk Türk karakterine, hayat koşullarına göre içtihat etti. Bence böyle. Başta da söyledik bu işler coğrafyayla ilgilidir.

 

Bu harika değişim hareketimizin, dinden kopmak istemeyenlere, Avrasya gerçeğini görerek bir yol açmış olduğunu anlatmak ve rotamızı Hicaz Hanbeli çıkışlı Selefi tiniyetli Vehabilik’e kırdığımızı söylemek isterim.

 

Suudi lehçesiyle dehdehlenen arabamız bizi nereye götürecek? Destinasyonu neresidir?

 

Suudi Arabistan, Katar, Dubai belgeselleri izleyin. YouTube’da bol bol var.

 

Ama bizimkilerin kafası karışık. Çünkü uydukları İmam tarikat yasak diyor. Bizimkilerse tarikattan vazgeçemiyor.

 

Arabistan’da İngiliz modeli bir aristokrat grubu var. Bizde de olmak üzere. Zaten “baronlar” kavramıyla tanışmıştık. (Bkz. Kurtlar Vadisi) Dükler düşesler, prensler prensesler de tanışırız bu gidişle.

 

Bizde İslam’da olmayan ruhban sınıfı var. Selefilik ve Vehhabilikte olmayan tarikat var. Cumhuriyet’te olmayan saray var. Ama Yunus’u anlayan yok.

 

Hadi hayırlısı.

  • 10 Şubat 2020 tarihli Bartın Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir