#KüçükKardeşOlmak BUNU GEREKTİRİR!

Benim gözümden babam. Büyük adamın küçük kızı, hadi anlat bakalım. Bu talepler arada oluyor, dergilerden, oradan buradan.

 

Hani beğen tuşuna basıp beğendiğin o yaşlı adam var ya, hani zayıf bacakları, kamburlaşmış bedeni ile dişlerini takmadığı bir anda çekilmiş o fotoğrafı? Hep aynı kıyafeti ile, o düşünceli, derbeder ve bakımsız adam? Evet, ben onun kızıyım.

 

Oysa giyinmeyi kuşanmayı ne severdi. Nasıl da özenliydi evde otururken bile, niye öyle bir anında çekmedin kardeşlik? Böyle bilinmek istemezdi.

 

Okuma yazma öğrenir öğrenmez bir “şiyir” yazmışım, anneme. Keşke ben onun annesi  olsaymışım, demişim, “ama ne yapalım o benim annem olmuş” diye de hayıflanmışım şiirin sonunda.

 

Babamın bu fotoğrafları da bana bunu dedirtiyor. Annesinin adını koyduğu kızı Fatma Defne, bu fotoğraflara baktıkça onun annesi olmak istiyor.

 

Belki terapiye ihtiyacım vardır. Zaten devam ediyorum. Evimin yakınındaki okul her gün Hababam müziği çalıyor. Çalsın bir şey demiyorum.

 

 O filmler sinemalarda oynamaya başladığında babamdan ayrıydım. Yeni gitmişti Cide’ye, üvey Ağbim (annemin oğlu) beni elimden tutup götürmüştü. Kocamustafapaşa’daki sinemaya. Sinema büyüktü ben küçük. Korkmuş üzülmüştüm. Daha da seyretmedim o filmleri.

 

Büyüyüp genç bir kız olduğumda dertleşmiştik babamla, o da seyretmezmiş, seyredemezmiş o filmleri. Önüne bakarak söylemişti, ikimiz de susmuştuk sonra. Birbirimizi anlayarak.

 

Bartın Gazetesi’nin eski sayılarında yer alan babamla ilgili haberler çok sağlam bir kaynak oluşturuyor. Rıfat Ilgaz uzmanlarına ya da buna yeltenenlere salık veririm. Hadi bu haberlerden birine bakalım:  “Yazarımız Rıfat Ilgaz’ın 55. Sanat Yılı kutlanıyor!” Ah, Şan tiyatrosundaki o gece! Meğer o gün 6 Aralık 1982 imiş. Annem ucuzluktan mevsimlik ekose bir takım bulmuştu bana, aslında ince bir kumaş. O gün ılık bir kış günüydü, giyilir mi giyilir dedik. Saçlarım kısaydı babam beni tanımadı. “Ama saçlarını kestirmişsin” dedi. Beni oraya Dinamo Amca götürdü. Seher (Karabol) Teyze muhakkak gitmem gerektiğini söylediği için götürülmüştüm. İzdiham vardı. Selda Bağcan çok güzel söylüyordu. Babam onu sahne arkasından gözleri nemli nemli dinliyordu. Sonra beni locaya kapattılar. Yukarıda en arkada. Tek başıma bir locadaydım. Defne locası. Korktum karanlıktı. Salon boşaldı. Unutuldum sandım. Neyse ki Dinamo Amca oradaydı, neden ağlıyordu o? Beni eve götür, dedim, götürdü. Babam ve ailesi oradaydı. Fotoğraf çektiriyorlardı. Ben cezalıydım. 10 yaşındaydım ve cezalıydım.

 

Bitmedi o cezam.

 

Bitmez.

 

Muhalif olmanın hakkını vereceksin arkadaş. Senin baban havuzlu villada oturmayı seçmedi. Oturmadı, oturamadı değil seçmedi. Seç-me-di. Bak bunun üzerine bir düşün istersen.

 

Muhalif olmak bir dertli yoldur. Ana yoldan değil yan yoldan gitmeyi bırak, herkes Mersin’e giderken tersine gidebilmekten bahsediyorum ben. Bu ülkede kadın olmak, sanatçı olmak, dul olmak, dul kadının çocuğu olmak, deneysel ve bağımsız sanatçı olmak, şarkı söyleyen kadın olmak nasıl bir şey biliyor musun? Ben biliyorum kardeşlik. Komünistin kızı olmak’a eklenerek büyüyüp giden bir silsiledir bu. Kartopudan çığ.

 

Tepkilerden dolayı kaldırılan 1 Nisan reklamı vardı. #KüçükKardeşOlmak etiketiyle kampanya yapan bu reklamı hatrım için izleyiniz internetten. Beni anlatıyor! Jingle tam olarak şöyle:

 

“ Küçük kardeş olmak

  Şakaya maruz kalmak

  Zordur kardeş hayatı

  Şimdi hesaplaşma zamanı…

  Mutluluk plandadır

  Mutluluk şakadadır

  Mutluluk orada

  Mutluluk burada

  Karşına çıkabilir!”

  • 10 Ekim 2019 tarihli Bartın Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir