TEMİZ CEMİYETLER VE HAİN ÇIRAKLAR

Güzel bir topluluğu yerle bir etmek için oraya hain bir çırak atamak yeter.

 

Vahiy kâtibinin hikayesini biliyor musunuz? E bilin madem.

 

Hz. Muhammed’e vahiy gelir, okuması yazması olmayan bir adamdır Muhammed, o söyler vahiy kâtibi yazar. Osman’dan önceki kâtibi diyorum. Bir müddet sonra kâtibin de kalbine doğmaya başlar ayetler. “Aslında, bu mübarek sözler bana geliyor, bu cahil adama değil” vehmine kapılır. Dinden de çıkar Mustafa’nın dostluğundan da.

 

Celaleddin Rumi yazdığı için eminiz bu hadiseden.

 

Hepimizin tanıdığı ünlü bir hain çırak daha var, Azazil. Meleklerin Hocası. Baş melek. Ananem derdi ki dünyada secde etmediği yer kalmamış. İblis ismiyle de tanırız kendisini, Şeytan namıyla da.

 

Yaaa!.. Allah şaşırtmasın kardeşim!

 

Bunlar insanlığın ortak hikâyeleri. Biz, senaryo ya da dramaturji dersi verirken bunlardan başlıyoruz. Kutsal metinlerden mitolojiye oradan ilk tragedyalara oradan Orta Çağ tiyatro eserlerine… Saymışlar saymışlar dramaturglar hepi topu 36 dramatik durum bulmuşlar. İnsanoğlunun 36 dramatik hali!

 

İnsanlığın çok eskiden beri bilinen hallerinden biridir hain çırak, kibirli talebe olma ya da alıp yetiştirdiğinden hıyanet görme hali.  İlim icazet aldığı, ustalık zanaat öğrendiği makama, önce “ben oldum”, sonra da “ben senden daha iyi biliyorum” demesi.

 

Benim bir derneğim vardı. Bana zorla kurdurulan. Adı Sinema ve Televizyon Mezunları Derneği’ydi.  Kısaltılmışı SitemDer. Gitar öğrencilerim de oranın üyesi hatta kurucularından olmuşlardı.

 

Kızlardan oluşan gitar öğrencileri grubum tam anlamıyla çıraklarımdı benim. Evime gelir gider, kalırlardı, onları çocuklarımdan ayırmazdım. Allah’ın emanetleri olarak görürdüm çünkü.

 

İlk gitar grubumun Bosna’daki savaştan alınarak getirilmiş kızlar oluşu ve “bu kızlar size emanet Hocam” diyerek benim gözetimime verilmiş olması olabilir böyle hissetmemdeki etken. Kız gitar grubum büyüdükçe büyüdü bir yerlere sığamaz olmuştuk son zamanlarda.  

 

Bu kızlar sinema tv dersleri verip çeşitli kurumlardan mezun ettiğim öğrencilerimin talebiyle kurulan SitemDer’in de doğal üyesi hatta kurucularından olmuşlardı.

 

Sitemder adı bir dergiye de çok uygundu ve internet ortamında bu isimde bir dergi yayınlamaya başladık. Gerçekten çeşnisi çeşitliliği dikkat çeken ve çok okunup arşivlenen bir dergiydi.

 

Dönelim tekrar hain çırak hikâyesine. Ustaya çok yakın olmak, onun sırdaşı olmak, onun insani yanlarına, zaaflarına tanıklık etmek anlamına gelir. Yakınlık yani mesafenin az olması hali sadece kâmil yani “olmuş”, edep sahibi kişilerin kaldırabileceği büyük bir sınavdır.

 

Böyle bir çırak tarafından çökertilmiş bir dergiyi bu günlerde yeniden aktif ediyoruz. Sitemize ilk saldırılar olmaya başladığında, biz de yedekleri almaya başlamıştık. Geçenlerde o yedekleri gören bilişim ustası bir dostumuz sitemizi geri yüklemeye, yazılarımızı tekrar yayına koymaya başladı. Dostumuz Düzce Üniversitesi Öğretim Görevlisi İlyas Temel Şafak’a selam olsun! 

 

Bunu neden yaptı, bu zor ve oyalayan işi hala neden yapıyor bilemiyorum ama hainler eliyle yıkılan, dostlar eliyle de tamir oluyor işte!

 

İkisi de işlerini yaparken bana sormadılar. Hain çırak siteyi heklerken, dost ise siteyi geri yüklerken.

 

Şimdi; nasip, kısmet, takdir-i ilahi falan diyeceğim, siz de Rıfat Ilgaz’ın kızı… diye başlayacaksınız. Ne siz başlayın ne beni başlatın!

 

NLP diliyle söyleyince kavga olmuyor, akışa bırakmalı kendimizi, öyleyse let it be!

 

www.sitemder.org ve www.sitemder.com adreslerine girerseniz zamanda yolculuk yaparsınız.  On yıl önceki hallerimiz var. Ben yenilenen sitemize bir “Merhaba yazısı” yazdım bile!

 

Bizim iblisin adı “Kibritçi Kız”. Asistanımızdı, çırağımız yani. Mutaassıp kızlarımız takma isim kullanıyorlardı. Bu yüzden Kibritçi Kız adını kendisi seçmişti. Çok manidardır “Kibritçi”. Tetikçi gibi. Kendi aslı olan hâsıl olduğu ağacı ateşe veren gibi. Bu kızımızın ibretlik öyküsünü anlatırdım da o zaman artı 18 bir yazı olur, gazete torbaya girer. Kızımız yolunu bir şaşırdı pir şaşırdı! Çok uğraştık ama kurtaramadık. İnsan kurtulmak istemeyince kurtarma operasyonları bir işe yaramıyor.

 

******

 

Bartın Askerlik Şubesi’ne selam olsun! Geleceğim hepsinin çayını tek tek içeceğim. Ne çaya kanarız ne sohbete! Asker çayı da ne olur ama! (Kıskanmayalım!)

 

Karabük Cezaevi’nde yatan Bartın Gazetesi okuru ve çizeri matematik öğretmeni Mehmet Karaman’a da selam olsun! Benim ve babamın tasvirlerini çizmiş. Babamı bir yüce dağ, beni de ağaca çıkmış kitap okuyan bir kız olarak resmetmiş. Genç bir kızken ağaca çıkıp incir “götürdüğüm” bir pozum hala fotoğraf albümümde durur. Hissetmiş olsa gerek Yusufî kardeşimiz. Onun yaptığı resmi dijital ortamda bir şiirimin illüstrasyonu haline getirdim. Umarım bir gün görür.

 

Böyle dostluklara köprü olduğu için Esen Aliş’e bir kez daha teşekkür etmek isterim. Sağolasın Esen Abi!

 

28 Şubat 2020 tarihli Bartın Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

ebrar ebrarguldemler ebrargüldemler ebrariko ebrarsevinç sevinc

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir