İPTE YÜRÜMEK

İPTE YÜRÜMEK

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar, sen bilirsin hoca, kıyamet ne zaman kopacak diye? Hanım ölünce küçük kıyamet, ben ölünce büyük kıyamet kopar demiş.

Aslında dünyanın çeşitli yerlerinde kıyamet kopup duruyordu. Açlık, susuzluk, kabile savaşları ile ömrü geçen Afrika’nın kıyameti her daim kopuyordu. Mescid-i Aksa etrafında dönüp duran bir kavga yüzünden Filistinli gençlere, analara her gün kıyametti. İran, Irak, Bosna’da kıyamet kopmuştu biz de seyretmiştik. Suriye’de koptu, yakından tanıklık ettik.

Kıyamet ötekine kopunca “küçük”, senin başında kopunca “büyük” kıyamet olurmuş, hocadan bunu öğreniyoruz. Bu özlü sözde, izafiyet teorisi gizli, insanoğlunun benmerkezciliği gizli, dini söylemleri birebir değil de metaforlarla değerlendirmek gerektiği gizli.

Küçük kıyamet şimdilerde Ukrayna’da kopuyor. Şehirler yok oluyor, kadınlara tecavüz ediliyor.

Hristiyan oldukları için, Batılı ve Batıcı oldukları için onlara garezimiz büyük, oh olsun diyoruz. Ben bu halimizden korkuyorum. Ahirimizden korkuyorum. Bu işin ahirinden korkuyorum. Ahir sonrası demek, ahiret oradan geliyor. Sonrasını görmek için ölmek de şart değil.

*****

Sağlam bir arşivim var. İftiralara uğrama ihtimali her zaman vardır. O yüzden doküman, fotoğraf ve videolarıma sahip çıkıyorum. defneilgaz.com.tr adresinde yaptığımız siteye yavaş yavaş yüklüyorum. Instagram ve Facebook adreslerimde de bu arşivin yüklenişine tanıklık edebilirsiniz.

Bu yüklemelerin bitmesi yıllar alır. Her bir fotoğrafın, şarkının, belgenin arkasında da muhakkak tarihe not düşecek bir hikâye var. Anlatacağım… Yavaş yavaş. Siz hazır oldukça, ben hazır oldukça.

Arşiv çalışmalarına yoğunlaşınca ruh hali de değişiyor. Zamanda yolculuk yapmış gibi oluyorum. Kızıyorum, üzülüyorum, neşeleniyorum.

Gene böyle bir arşiv çalışması yaptım geçen hafta, bu sefer bestelerimi elden geçirdim. Sonra müzik yapımcım Şölen Müzik’in sahibi Şerif Şölen’i aradım. Gönder hepsini, dinleyelim dedi. Benim hiç tahmin etmediğim şarkıları seçmiş, beğenmiş.

Sanat böyle bir şey. Eser, zamanın koşulları içinde beğenilmeyebiliyor. Zaman geçiyor, sizi anlıyorlar. Şerif Şölen’in seçtiği şarkılar içinde 14-15 yaşında yaptıklarım da vardı. O sırada bu şarkıları kimse anlamıyordu. Ama şimdi Unkapanı’nın eski bir yapımcısı olan Şerif Bey bile beğenebiliyor. İşte bu bir değişimdir.

Ya da sanatçının kendisi beğenmeyebiliyor ama başkaları çok sevebiliyor. O yüzden sanatçı paylaşmalı. Kendisini paylaşmalı. Kendisinin bile göremediğini başkaları görüp değerlendirebilir.

Zamandan bağımsız düşünebilmek ve yaşamak lazım. Zamanın kölesi olursanız, korkak olursunuz, yaratamazsınız, üretemezsiniz. Bu tutumun tasavvufta bir karşılığı var. İbn’ül vakt, ebu’l vakt diyorlar.

İbn’ül vakt geçmiş ve gelecek kaygısından kurtulup bugünün değerini bilen kişi, ebu’l vakt ise tüm zamanların endişesinden kurtulmuş kişi.

*****

Artık üniversitelerde çok değişik isimlerde dersler okutuluyor. Gelecek Tasarımı, Değişim Yönetimi, Kariyer Planlama, İnsan Bilgisayar Etkileşimi, Yeni Medya, İş Zekâsı ve Analitiği, Kripto Paralara Giriş, Sanal Evrene Giriş (Metaverse) gibi.

En son İTÜ’de ders verdim. Öğretim Görevliliğimin en zevkli, doruk noktası diyebileceğim bir süreçti. Beş sömestr boyunca SNT105 ders koduyla anlattığım konular sinemaya giriş mahiyetindeydi. Bizim dört senede öğrendiğimizi, inanın bir sömestrde aktarabiliyorduk artık. Çünkü zamane öyleydi, anlayış hızlanmıştı, anlatım teknikleri hızlanmıştı, üstelik internet vardı.

Aynı konuları artık anlatmaya bile gerek yok. Herkes film çekebiliyor. Eğitim almamış ev kadınları, küçük yaşta Youtuberlar kamerayı nasıl kullanacaklarını, çektikleri görüntüleri nasıl montajlayacaklarını, kitlelere nasıl ulaşacaklarını biliyor.

Fotoğraf çekmeyi öğrenmek bile az buz bir iş değildi eskiden. Artık herkes, gerçekten iyi fotoğrafçı!

Akademisyenin rakibi sadece internet değil, dünya! Kitleler, kitlesel olarak öğreniyor, uyguluyor ve birbirine not veriyor.

Nasıl film çekileceğini, sinemanın ne olduğunu anlatmaktan bıkan ben, yukarıda bahsettiğim bu yeni açılan derslere, yeni konulara ilgi duymaya başladım. Eşim öğretim görevlisi ve pandemi boyunca evden ders verdi. Hatırlarsanız bu sürece çevrim içi, uzaktan eğitim deniyordu.. Onu dinlerken edindim bu yeni bilgileri. Zaten pandemi öncesinde beni derslere misafir hoca olarak davet ederdi. Özellikle de iletişim derslerine.

İnanın, hocalar da hep aynı şeyleri anlatmaktan bıkıyorlar.

Aynı şarkıları söylemek istemediğimiz gibi.

Farklı disiplinlerde çalışmak, üretmek insanı besler. Şarkı söylemekten sıkıldığım oluyor, röportaj yapıyorum. (Yaptığım röportajlarımı da YouTube kanalımda bulup, izleyebilirsiniz.)

Kimin ne diyeceğine bakmayın, çalışın çabalayın ama alkış için değil.

Tamamen de boşlamayın insanların beğenilerini.

Bu işler ipte yürümek gibi.

Durmak, düşmek, geri gitmek, başa dönmek hep var.

*****

Ramazan geçti gitti. Bayram geldi. Baharla birlikte. Umarım bayram evlerinize neşe de getirir. Bereketli sofralarınızda sağlıkla sıhhatle, ailenizle ve sevdiklerinizle buluştuğunuz, müjdeli bir bayram geçirmenizi dilerim.

Bütün okuyucularımıza, Bartın’a, soranlara, sevenlere selam olsun!

Loading

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir