BARTIN GELİNİ!

Annemden bahsediyorum. Bartınlı bir ailenin oğlunun son eşi. Kimliğinde 20 yıl boyunca Zonguldak yazdı annemin.

 

Babam ölmeden dört beş yıl önce ayrıldılar. Rıfat Ilgaz bekâr öldü. Afet Ilgaz Muhteremoğlu da.

 

Ne olmuşsa iyi ki olmuş, olanda da olmayanda da hayır vardır.

 

Kimliğinde 2 Ocak yazsa da annemin doğum saati yeni yıla girilen gecenin ilk saatleri olarak anlatılır, anneannem Ayşe Muhteremoğlu tarafından. Yılbaşı gecelerini annemin doğum günüyle birleştirip kutlardık.

 

36’yı 37’ye bağlayan yılbaşı gecesinde saat 02 dolaylarında doğarak bir yıl kazanışını muzip bir ifadeyle dile getirirdi.

 

 

Babamın bütün eşleri seçkin, güzel, hoş kadınlardı. Bana kendisi “ben özellikle kendi ayakları üzerinde durabilen kadınlarla evlendim. Benim ne olacağım belli olmaz, çocuk olursa ziyan olmasınlar diye.” demişti.

 

Rıfat Ilgaz’ın son eşi annemi biraz tanımak ister misiniz sevgili Bartınlılar?

 

İlkokuldan sonra Çapa Öğretmen Okulu’na girdi. Yüksekokula kadar burada okudu. Edebiyat bölümünden mezun olup, İstanbul Üniversitesi’nin felsefe bölümünde okumaya başladığında zaten bir öğretmendi. Felsefe hocalarının tavsiyesiyle Grekçe Latince Bölümü’ne de yazıldı. İki bölümü beraber okudu. Mitolojiyi orijinal metinlerinden okurdu. Gezdiğimiz tarihi kalıntıların üzerindeki yazıları da okurdu. İtalya’da kaldığı sırada anadili gibi İtalyanca öğrenmişti. Sıkı pazarlıkçı olmasından ötürü pazarcıların ona “Sicilyalı mısın?” diye sorduklarını söylerdi. İtalya’da yaşadığı sırada boş durmayıp İtalyanca’dan iki kitap çevirmişti. En Güzel İtalyan Hikayeleri ve İtalya Mektupları.

 

Daha 17 yaşındayken Dünya Gazetesi’nde köşe yazarıydı. Falih Rıfkı Atay’la karşılıklı köşelerde yazdığını ve kendisinin annemden bahsederken “bizim kız” dediğini övünerek anlatırdı.

Çapa Öğretmen Okulu’nun ortaokulundayken okulun kütüphanesindeki kitapları bitirip okuyacak kitap sıkıntısı çekişini, annesinden gizli gizli kitap okuyuşunu da sık sık dinlerdim ondan. Kızını hemen hemen erkek çocuk gibi büyüten dedeme tezat olarak anneannem, annemin çeyiz işlemesini ve onunla birlikte ev gezmeleri yapmasını istermiş. (Annemin işlediği çeyizleri ben hala kullanıyorum.)

Afet Muhteremoğlu’nun ilk eserleri halk hikayeleridir. Yani anneannem ve çevresidir. O yüzden Ege’dir, o yüzden “toprak hikayeleri”dir, o yüzden “başörtülüler”dir.

 

1959’da ilk romanıyla Yeni İstanbul Gazetesi ve TDK’nın ortaklaşa verdiği Törehan Sanat Ödülü’nü kazanmıştır. 1965’te de TDK Hikaye ödülünü. Bu ödül töreninin hatırasını hiçbir yerde bulabileceğinizi sanmıyorum, bu yüzden de Bartın Gazetesi okurlarına ve arşivine özel, anlatmak istiyorum.

 

Annem komiser olan babasının görevi nedeniyle ilkokula Iğdır’da başlar. Bana anlattığı Iğdır St.Petersburg gibidir. Kızaklarla gezdikleri, merkezi ısıtma sisteminin ve Rus komşuların olduğu, akordeon seslerinin arasında geçen rüya gibi bir çocukluk anımsardı. Annemin “Eyvah Dimme” türküsünü söyleyerek yaptığı dans meşhur olur. İsmet İnönü’nün yaptığı ziyaret sırasında annemi sahneye atarlar. Annemin yaptığı o dans bir dergiye kapak olur hatta.

 

Yıllar sonra, 1965’teki TDK ödülünü, İsmet İnönü’nün elinden alırken bu olayı hatırlatmış. İnönü karakteristik gülüşüyle gülerek (annem taklidini yapardı) o geceyi ve annemin yaptığı dansı hatırladığını söyler.

 

Annem ödül alan ilk kadın yazarımızdır.

 

Annemin yazın kariyeri hastaneye kaldırılacağı güne kadar sürer. Son yazısını gazeteye gönderir ve hastaneye kaldırılır. Bir haftalık yoğun bakım sürecinden sonra doğduğu ay olan Ocak’ın 16’sında, 2015’te vefat eder.

 

Öğretmen okulunda Ekrem Zeki Ün’den keman, Hasan Kavruk’tan resim öğrenmiştir. Benim sanat eğitmenim annemdi. O benim ustamdı. Onun ustaları olan eğitim tarihimizin parlak isimlerini saya saya bitiremeyiz.  

 

Radyo orkestrasında ikinci keman olacak kadar iyi keman çalardı. Gece yatmadan önce bana bağlama çalardı, misket havası olduğunu sandığım hava ile oynar, zıplar, yatar uyurdum.

 

Birçok radyo oyunu yazdı. Televizyon dizisi olan romanları Annem Annem ve Toprak İnsanları’nı  hatırlarsınız.

 

Emekli edebiyat öğretmeniydi. Sol sağ çatışmaları sırasında Göztepe Eğitim Enstitüsü’nde hocayken aldığı tehditlere ben de tanık olmuştum. “Rıfat Ilgaz’ın karısı” diyerek tehdit ettikleri Afet Hoca, dindar ve milliyetçi bir hanımefendi olarak sağ kesimin gönlünde taht kurup öyle göç etmiştir bu dünyadan.

 

Dedem milliyetçi bir polisti, anneannem dindar bir halk kadını. Fabrika ayarlarına dönmüş belli ki anneciğim.

 

Babamla olan evliliği annemin hayatında önemli bir dilim. Çalkantılı. Tek kelimeyle babama tutkundu. Saplantılı bir aşk ile. Babama duyduğu aşırılıklar içeren duyguları bana da yansıtırdı. Onun kızı olmak elbette ayrıcalıklı ve özel bir durumdu ama onu terkeden adamın bir parçası olarak o evde büyümek hiç kolay değildi. İlk evliliğinden olan oğulları ve ben.

 

Bu koşullar altında bu kadar olabildim.

 

Bana kattıkları, verdikleri, bıraktıkları ile Türkiye’nin bu değerli aydınını, düşünce emekçisini minnetle anıyorum.

 

Söylesenize, Türkiye’de kaç kişi -böylesi- yazar bir çiftin kızıdır!

  • 08 Ocak 2020 tarihli Bartın Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir